Archive for the ‘hayat’ Category

Beginning to hate iphone development

Tuesday, April 26th, 2011

“Beginning to hate iphone development” isimli kitabım yakında raflarda olacak. İşte size bir kısmı:

İki düğme koyup bunlara tıklandığında bir label’ın text’ini değiştirmek için şunları yapmanız gerekiyor:

1) Interface builder’dan düğmeyi view’a yerleştiriyoruz. Hehe bu kolay olan kısmıydı. Sanıyosunuz ki Xcode kullanmak matah bişey, butonu view’a yerleştirince gerekli tanımları sizin için yapar sanıyosunuz, yanılıyosunuz!

2) View’ın .h dosyasına aşağıdaki satırları ekliyoruz:

UILabel *statusText;
@property (nonatomic, retain) IBOutlet UILabel *statusText;
- (IBAction)buttonPressed:(id)sender;

3) View’ın .m dosyasına action metodunu yazıyoruz:

@synthesize statusText;

- (IBAction)buttonPressed:(id)sender {
NSString *title = [sender titleForState:UIControlStateNormal];
NSString *newText = [[NSString alloc] initWithFormat:@"%@ button pressed.", title];
statusText.text = newText;
[newText release];
}

4) viewDidUnload metodunun içine aşağıdaki satırı ekliyoruz:

self.statusText = nil;

5) dealloc metodunun içine aşağıdakini koyuyoruz: (garbage collection falan hak getire, utanmasalar far malloc yaptırcaklar…)

[statusText release];

Bu kadar sanıyosunuz di mi? Şimdi bomba kısım geliyor…

6) InterfaceBuilder’a geri dönüyorsunuz, Ctrl tuşuna basılı tutarken File’s Owner ikonunun üzerinden basılı tutarak bunu label’ın üzerine getirip bırakıyorsunuz, bu sırada ufak bir menü çıkıyor, burada daha önceden tanımladığımız statusText çıkıyor, onu seçiyoruz. Böylece kod tarafında tanımladığımız statusText nahanda bu statusText demiş oluyoruz.

Yuh.

Daha kötü nasıl olabilirdi, açıkçası aklıma gelmiyor. Bir de bunun kitabını yazan dangalaklar “bakında nasıl büyü işliyor, mavi mavi parıldıyor şahane di mi eki eki” edasını takınmışlar. Kitabın içinde sürekli notlar var “ya aslında bunu anlasınız da olur, bunu şimdi anlamanıza gerek yok” tadında, çünkü kendileri de anlamamışlardır! Bu kadar salak bir environment gerçekten görmedim. Cobol ile yazsaydık sanırım daha anlamlı falan olurdu.

Bu arada Objective C de hayatımda gördüğüm en Ckindirik syntax’a sahip dil. Metodun öncesine – koymalar, . yerine [] ile çağırmalar falan kabus gibi.

Bitti sandınız di mi? Yook bitmedi, çünkü daha ortada bir action var onu da bi yere bağlamak gerekiyor. Düğüm atmak falan gerekmiyor allahtan…

7) Bunu bulana kadar 15 dk harcadım. Butonun üzerinde sağ tuşla basınca bir popup menü daha çıkıyor, bu sefer bu menüden Tuch Up Inside eventının (event isimleri de bi enteresan) yanındaki + işaretinden sürükleyip (ctrl ye basmıyoz bu kez, daha önce neden basıyoduk ki zaten???) File Owner’s ‘a tutturuyoruz. (Bravo). O zaman gene bi menü çıkıyor ordan buttonClicked (touch up eventına button click metodu da ne güzel oldu) metodunu seçiyoruz.

8 ) Aynı şekilde ikinci düğmenin eventını da aynı şekilde yapmaya çalıştığım halde hiçbişey olmuyor. Takdiri ilahi diyerek daha fazla zorlamıyorum.

Umarım iphone geliştirme konusundan siz de benim kadar nefret etmişsinizdir, bir başka gerizekalı iphone geliştirme örneğinde görüşmek dileğiyle…

Not: bu arada geliştirme yapmak için mutlaka mac os ortamına ihtiyacınız var. Şöyle diyeyim, Apple, Microsoft’dan çok daha beter bir firmaymış…

Visual VM ile remote monitoring

Friday, February 25th, 2011

Bu burda bir dursun, bunu yazıcam ben…

http://www.codefactorycr.com/blog-english/22-java-visualvm-to-profile-a-remote-server.html

dolambaçlı hayata bir patika!

Wednesday, September 9th, 2009

uzun zamandır yazası gelen canım sevdiğime de bir blog hazırladık (tabiki wordpress :) ). kod yazmaktan gerçek yazı yazmanın keyfini unutan bana ilaç gibi gelen yazıları ile canım sevdiğim burada aklından geçenleri paylaşıyor. yazılarında ruhunun güzelliklerini görüyorum ve onu seviyorum…

http://www.patikasema.com

an evening with Dream Theater

Sunday, July 5th, 2009

Dream Theater son albümleri Black Clouds & Silver Lining turnesinin son konserini dün İstanbul’da verdi. Ülkemizdeki dördüncü konserini de izleyerek 4/4 yaptığım ve çok sevdiğim şahane grup Dream Theater bu konserinde beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Şahsen playlist’ten hiç memnun kalmadım. Giriş çok zayıf kaldı, sonrasında da çok tutuk kaldılar ve pek coşamadan konser bitti. Parkorman’da yapılan ve son anda gittiğim ikinci konser yanında diğer konserler ve özellikle son ikisi çok zayıf kaldı. İlki Bostancı Gösteri Merkezi’nde olmuştu ve ilk defa izlemenin heycanı vardı. İkinci konser dediğim gibi Parkorman’da olmuştu ve hem ses hem performans açısından muhteşem bir konserdi. Öyle ki onun gazıyla tüm konserlere gittik :) Üçünü konser çok boktan bir mekan olan İstanbul Arena’da olmuştu. O kadar boktan bir mekan ki sahneyi ne görebiliyorsunuz ne çalanı duyabiliyorsunuz, inşallah orda hiçbir konser düzenlenmez. Dördüncü konser de Maçka Küçük Çiftlik Park’da oldu. Bence en güzel konser mekanı Kuruçeşme Arena fakat onun haricinde Küçük Çiftlik Park’da güzeldi. Her yerden sahneyi görebiliyorsunuz.

Dream Theater’a gelince, artık kadayıfa bağlamaya başlamışlar. Gene de o kadar çok dinleyip sevdiğim bir grup ki bu yazıyı yazarken de dinliyorum ve buruk bir mutluluk dolaşıyor bünyemde. Dün çaldıkları parçalar da şöyleydi:

in the presence of enemies pt.1
beyond this life
misunderstood
a nightmare to remember
hollow years
caught in a web
erotomania
voices
solitary shell
a rite of passage
pull me under

metropolis / learning to live / a change of seasons (crimson sunset)

Son albüme gelince, bence Six Degrees of Inner Turbulence, Systematic Chaos ve Octavarium gibi zayıf üç albümden sonra Train Of Thought kadar olmasa da iyi bir albüm. Sadece giriş parçası black metal tadında biraz kafa ütülüyor ancak orta kısım ve nakarat çok güzel. Diğer parçalar da çok keyifli özellikle bir kaç kere dinledikten sonra The Shattered Fortress parçası çok gaz geliyor. Bu albümdeki Solitary Shell tadındaki parça Wither ise bence Hollow Years kadar başarılı bir parça. Albümün kapağı da zaten Images And Words ile Awake albümlerinin kapağı ayarında oldukça güzel.

Neticede çook uzun yıllardır çook fazla severek dinlediğim bir grubu bir kez daha görmek güzeldi. Size Learning to Live armağan ediyorum.

360 derece Türkiye

Tuesday, May 19th, 2009

Çanakkale Şehitliği’ne hiç gitme fırsatı bulamadım, ama 18 Mart’da gelen bir mail ile öğrendiğim http://www.360tr.com/ adresine girdiğimde Çanakkale Şehitliği’nin ve Türkiye’nin bir çok güzel ve görülmesi gereken yerinin panoramik fotoğraflarının yer aldığı muhteşem site ile karşılaştım.

Kendilerini “Türkiye’nin tüm şehirlerini, müzelerini, tarihi yerlerini internet üzerinden Virtual Reality (VR) panoramik tarzında sanki ordaymış gibi gezilebilir bir şekilde projelendiren ve yayınlayan, bu bağlamda uluslararası düzeyde uzmanlaşan bir gruptur.” olarak tanımlayan grubun sitesinde nereler yok ki? Belki ömrümüz boyunca hepsini göremeyeceğimiz müzeler, tarihi yapılar hepsi elimizin altında.

Bu siteyi mutlaka gezmenizi tavsiye ederim. Böyle başarılı bir projeye imza attıkları için kendilerini tebrik ediyorum. Onlar sayesinde hiç gidemediğim Çanakkale Şehitliği’ni gezmiş gibi oldum. Gerçekten gidip görene kadar şimdillik idare edebilirim.

Sarıkamış Şehitleri Sergisinden

Sarıkamış Şehitleri Sergisi'nden