Archive for the ‘müzik’ Category

Sunucularınızı öldürmek için yapılması gereken 6 madde

Saturday, August 28th, 2010

Ölçeklenebilirlik (Scalability) konusunu zor yollardan öğrenmiş Steffen Konerow isimli şahsın yazdığı güzel bir yazı buldum. Yazıda 1 milyon kullanıcının ziyaret ettiği bir web uygulamasının nasıl çöktüğü, çöküşe engel olabilmek için neler yaptıkları ve hatalarını çok güzel anlatmış. Ben de elimin altında bulunsun diye bu 6 maddeyi yazayım dedim. (Bize soraydı biz de yardım ederdik heheh)

1. Dosyaları ağ üzerindeki bir alanda tutun ve sunucunuz ölsün. (Lokal diskte tutun ya da çok erişilen dosyaları hafızada (ramdisk) tutun.)

2. Web sunucunuzun ayarlarıyla oynamayın direkt kurup kullanın ve sunucunuz ölsün. (Sunucusu ayarlarında optimizasyon yapın, daha performanslı web sunucuları (ngix gibi) tercih edin.)

3. Tek bir veritabanı sizi sonsuza kadar idare eder diye düşünün ve sunucunuz ölsün. (En güçlü veritabanı sunucunun bile bir limiti vardır. Limitlere ulaşmadan master-slave yapısı ya da cluster yapısına geçin.)

4. Sunucu yavaşlayınca daha iyisini alırım diyin ve sunucunuz ölsün. (Daha fazla donanıma para harcamak yerine açık kaynaklı yazılımları araştırın, mesela memcached gibi. Doğru cache’leme ile veritabanınızı rahatlatabilirsiniz.)

5. Bütün dosyaları tek bir dizinde tutun ve sunucunuz ölsün. (Çok sayıda dosyayı tek bir dizinde tutmayın, dosyaları farklı klasörlere yayın ya da farklı dosya sistemleri (ReiserFS vs) deneyin.)

6. Tamam artık süper çalışıyor daha fazla geliştirmeye gerek yok diyin ve sunucunuz ölsün (Geliştirmeyi hiç bırakmayın, sürekli öğrenin, araştırın.)

Yazının tamamı şurda: http://highscalability.com/blog/2010/8/23/6-ways-to-kill-your-servers-learning-how-to-scale-the-hard-w.html

an evening with Dream Theater

Sunday, July 5th, 2009

Dream Theater son albümleri Black Clouds & Silver Lining turnesinin son konserini dün İstanbul’da verdi. Ülkemizdeki dördüncü konserini de izleyerek 4/4 yaptığım ve çok sevdiğim şahane grup Dream Theater bu konserinde beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Şahsen playlist’ten hiç memnun kalmadım. Giriş çok zayıf kaldı, sonrasında da çok tutuk kaldılar ve pek coşamadan konser bitti. Parkorman’da yapılan ve son anda gittiğim ikinci konser yanında diğer konserler ve özellikle son ikisi çok zayıf kaldı. İlki Bostancı Gösteri Merkezi’nde olmuştu ve ilk defa izlemenin heycanı vardı. İkinci konser dediğim gibi Parkorman’da olmuştu ve hem ses hem performans açısından muhteşem bir konserdi. Öyle ki onun gazıyla tüm konserlere gittik :) Üçünü konser çok boktan bir mekan olan İstanbul Arena’da olmuştu. O kadar boktan bir mekan ki sahneyi ne görebiliyorsunuz ne çalanı duyabiliyorsunuz, inşallah orda hiçbir konser düzenlenmez. Dördüncü konser de Maçka Küçük Çiftlik Park’da oldu. Bence en güzel konser mekanı Kuruçeşme Arena fakat onun haricinde Küçük Çiftlik Park’da güzeldi. Her yerden sahneyi görebiliyorsunuz.

Dream Theater’a gelince, artık kadayıfa bağlamaya başlamışlar. Gene de o kadar çok dinleyip sevdiğim bir grup ki bu yazıyı yazarken de dinliyorum ve buruk bir mutluluk dolaşıyor bünyemde. Dün çaldıkları parçalar da şöyleydi:

in the presence of enemies pt.1
beyond this life
misunderstood
a nightmare to remember
hollow years
caught in a web
erotomania
voices
solitary shell
a rite of passage
pull me under

metropolis / learning to live / a change of seasons (crimson sunset)

Son albüme gelince, bence Six Degrees of Inner Turbulence, Systematic Chaos ve Octavarium gibi zayıf üç albümden sonra Train Of Thought kadar olmasa da iyi bir albüm. Sadece giriş parçası black metal tadında biraz kafa ütülüyor ancak orta kısım ve nakarat çok güzel. Diğer parçalar da çok keyifli özellikle bir kaç kere dinledikten sonra The Shattered Fortress parçası çok gaz geliyor. Bu albümdeki Solitary Shell tadındaki parça Wither ise bence Hollow Years kadar başarılı bir parça. Albümün kapağı da zaten Images And Words ile Awake albümlerinin kapağı ayarında oldukça güzel.

Neticede çook uzun yıllardır çook fazla severek dinlediğim bir grubu bir kez daha görmek güzeldi. Size Learning to Live armağan ediyorum.

bir müzik adamı olarak Peter Wichers

Tuesday, October 21st, 2008

Warrel Dane‘in Praises to the War Machine albümünü dinlerken tanıdık gitar riffleri aklımda bir soru işareti oluşturdu. Dedim ben bu gitaristi tanıyorum, acaip akıcı ve değişik, enerjik gitar riffleri var parçalarda. Biraz araştırınca gitarlarda ex-Soilwork elemanı olduğunu öğrendim. Kim bu diye baktım, Peter Wichers imiş ismi. Biraz daha araştırdım, hepsinin isveçli olduğunu sandığım Soilwork’ün bu eski elemanın amerikalı olduğunu öğrendim. Çok şaşırmadım çünkü amerikalılar müzik işini (her anlamda, enstruman çalmak, düzenleme, kayıt, prodüksüyon, satmak vs vs) iyi biliyorlar bence. Sevindim, çünkü kendimce yeni bir yetenek keşfetmiştim. Böyle çoğu kimsenin tanımadığı bir müzisyen bulduğum zaman acayip mutlu oluyorum, dedektif gibi araştırıyorum deli gibi dinliyorum, sanki ben keşfettim adamı :) ( Andy LaRoche’u da ben biliyorum bi tek sanmıştım, King Diamond İstanbul konserinde bi baktım herkes biliyor :) )

Hemen abimizin seceresini araştırdım, Soilwork’e Predator’s Portrait albümünde dahil oluyor, Natural Born Chaos (Devin Townsend ile çalışmışlar bu albümde, abi de orda kafayı kırmış muhtemelen), Figure Number Five ve Stabbing in the Drama albümlerinde çalıyor, bu albümden sonra ayrılıyor. Bakıyorum, Soilwork’ün son albümü, vasat. Haa, demekki amca sadece gitarist değil, müzisyen. Yani müziğe şekil veriyor, değişik birşeyler yapıyor.

Öyle muhteşem gitar çaldığı söylenemez ama muhteşem şeyler ürettiğine inanıyorum kendi adıma. Üretici bir insan.

Bir aralar sanırım Killswitch Engage ile turlamış. All That Remains‘in The Fall Of Ideals albümünün de yapımcılarından birisi sanırım. Şimdi tekrar Soilwork’e dönmüş. Muhtemelen bir sonraki Soilwork albümü gene güzel olacak :)

Keyifle dinliyorum kendisini, siz de sayfadaki Warral Dane banner’ından 1-2 şarkı dinleyebilirsiniz.

tüm ağır metal tayfası gibi Peter abimiz de Caparison kullanıyor

18 mayıs 2008 pain of salvation istanbul konseri

Friday, May 30th, 2008

pain of salvation benim için çok önemli bir müzik grubu. 2002 yılında ilk dinlediğimde bişey anlamadığım, zamanla “haaaa” diyerek beni bambaşka bir boyuta taşımış bir gruptur kendisi. hakkında söyleyebileceğim çok şey var ancak bu başka bir konu.

bu değerli arkadaşların 18 mayıs tarihinde Galatasaray Üniversitesi festivali kapsamında konsere geldiler. fazla uzatmaya gerek yok, kendilerini 4. seyredişim olacaktı, geçen sene Joe Satriani konserine denk geldiği için izleyememiştim ancak 2. gelişlerinde Ankara’ya da giderek 2 kere izlediğimden 4/4′ü tutturmuştum. kendileri zaten 4/4 lük bir grup ancak müzikal anlamda pek 4/4 lük gitmiyorlar daha aksak ritmleri tercih ediyorlar :)

ortam şahaneydi, şahsen GS üniversitesine çok teşekkür ederim. bilet ücreti 20 lira idi, boğaz manzarası, dolunay, sevgilim ve pain of salvation, (bi de zertaç vardı yancı) insan daha ne isteyebilir o anda?

güzel bir performanstı, ilk performansları kadar bizi etkilemese de ambians ve adamların harikalığı bizi tatmin etti.

burda da birkaç foto var konserden:

bu da daniel’in kendi yazısıyla playlist: